Füzuli’nin “Hadikatü`s-süeda”sinin Arnavutluk’ta yayilmasinın etkisi.

 

FÜZULİNİN “HADİKATÜ`S-SÜEDA”SININ ARNAVUTLUK’TA

YAYILMASININ ETKİSİ

Ali Şamil Hüseyinoğlu

AMBA Folklor Enstitüsü başkanının Dış işler üzere danışmanı

 

Özet

Dünyada Fuzuli adıyla bilinen Muhammed bin Süleyman (ö.963/1556)  tasavvuf şairi olarak bilinir. Onun Türkçe, Farsça, Arapça’da yazdığı eserleri okurları her zaman etkiler. Balkanların farklı etnik ve kültürel yapıya sahip grupları arasında Fuzuli’nin “Hadikatü`s-Süeda” eseri dikkatçekici. Bu da Osmanlı’nın Balkanları işgal ettikten ve orada İslam kültürünü, eğitimini  geliştirdikten sonra gerçekleşir. Osmanlı kültürü ile karşılaşma, bölgede mevcut politik ve sosyo-kültürel yapıda önemli ölçüde değişimler yaşanmasına neden olur. Bunu Arnavutluk Devlet Arşivleri Osmanlı Elyazmaları Kataloğu da ıspatlar. Kataloğda Muhammed bin Süleyman’ın dört «Hadikatü`s-Süeda”  eseri olduğu gösterilir. Arşivde 1484-1950’li yılları kapsayan 261 Türkce, 200 Arapca, 34 Farsca  eserin dördünün Fuzûli’nin olması önemlidir. En eski nushası h. 1180/1669 yılında Girokastralı Murat Muhtar tarafından istinsah edilmiş “HadikatüsSüada” 10 bab üzre düzenlenir, 20x13 sm. batlarında, 240 varaktır. 10 bab üzre düzenlenmiş, 19x11 sm itibarında, 267 sayfa olan eser, h. 1204/1789 yılında  istinsah edilir. Katibinin kimliği bilinmez. H. 1305/1888 yılında Ali Efendi tarafindan istinsah edilmiş, 32x20 sm itibarında, 190 varak olan eser de 10 bab üzre düzenlenir.

 19. YY başından itibaren bölge yeniden şekillenmeğe başlar. Buna rağmen gelenekte yaşatılır. 20. YY başından itibaren, bölge halkları bir birinden bağımsız yeni devlet ve sistemler altında yaşarken, Osmanlı imparatorluğunun geçmişinden gelen kültürel miras bu dönemde özellikle dini kimliklerin tanımlanması noktasında önemini korumaya devam eder. Bunu 1928 yılında ismi bilinmeyen biri tarafından istinsah edilmiş, 10 bab üzre düzenlenmiş, 32x20 sm itibarında, 234 sayfa olan kopyası da ispatlar. Şöyle ki, Arnavutluk Devlet Arşivleri’nde bulunan dört nüshanın hepsinin Türkçe olması dediklerimizi ispatlar. Bu 20. Yy başlarında bile Osmanlı geçmişinden gelen kültürel mirasın belgesi olan Arnavutluk’ta “Hadikatü`s-Süeda” ya   merakın azalmadığını gösterir. Tarih yazımı, kültür ve medeniyet inşasına ekseninden yeniden başlar.

Anahtar kelimeler: Muhammed Fuzuli, Hadikatü`s-Süeda, Arnavutluk

 

Giriş

Araştırıcılar Hadikatü`s-Süeda’nın Muhammed Fuzulinin orjinal mi yoksa çeviri eseri mi olduğu konusunda çok tartışmışlar. Hatta A.Mirzeyev Fuzûli’nin «Hadikatü`s-Süeda» eseri orta YY çeviri şaheseri olarak ta kitap yayımlar (Mirzeyev A., 2001:181). Konumuza ait olmadığından biz bu konuda geniş konuşmayacağız. Sadece bu tartışmaların nedeninin geçmişe günümüz metotları ile bakılmamasıdır demekle yetinelim.

Bizim maksadımız ise Muhammed Fuzuli’nin “Hadikatü`s-Süeda” eserinin Avrupa’da, esasen de Arnavutluk’ta yayılmasına dikkat etmek. Bu esere sadece Arnavutluk’un değil, Çek Cumhuriyeti’nin kütüphanelerinde de karşılanır. Çek Cumhuriyeti Millî  Kütüphanesinde tutulan Farsça 149 el yazmasının 22’si Azerbaycan’a aittir ki, bunlardan biri de Muhammed Fuzuli’nin "Hadikatü`s-Süeda" eseridir (Mükerremoğlu M., 2012: 6 oktyabr).

Dünyanın pek çok kütüphanelerinde ve özel kolleksiyonlarda tutulan bu eser ilk defa 1253’de (h.g)  Bulag’da, 1271 (h.g)  Mısır’da ve 1284’de (h.g) İstanbul’da yayımlanır. Sovyetler Birliği döneminde Bakı’da Muhammed Fuzûli’nin 6 ciltte eserleri yayım için hazırlanarak basılsa da komünizm rejimi baskısıyla "Hadikatü`s-Süeda" buraya dahil edilmez. Sovyet hükumeti devrildikten sonra Elyar Seferli, Möhsün Nağısoylu, Nasib Göyüşov  “Hadikatü`s-Süeda”nı Bakı’da yayımlamayı başarmışlar (Seferli  E., Nağısoylu M., Göyüşov N., 1993).

 

1.   Muhammed Fuzûulinin Hadikatü`s-Süeda eserini yazma sebepleri

 

Muhammed Fuzûli hakkında konuşurken onun sadece şair, yazar değil, hem de düşünür, fakîh ve Ehli-beyt (e) aşığı olmasını da vurgulamak lazım. Ehli-beyt mektebine itikatı ve 14 masuma derin sevgisi onun eserlerinde açıq şekilde kendini gösterir. Özellikle de Türkçe ve Farsça yazdığı manzum ve mansur eserlerinde itikat meselelerine yöneldiği açıkca görünmekte. Bu yönden Kerbela musibetini anlatan “Hadikatü`s-Süeda” eserini şairin yaratıcılığının zirvesi hesab edebilirz (http://www.islamtimes.org/az/doc/article/130181/).

"Hadikatü`s-Süeda" hacimce Fuzûli’nin en büyük eseri olmanın yanı sıra, Kerbela vakasına adanmış en muhteşem eserdir. Azerbaycan, genel olarak, Türk edebiyatında Kerbela olaylarına, İmam Hüseyn musibetine adanmış ona benzer ve onunla beraber seviyyede dura bilecek ikinci bir sanat eseri yok.

Fuzûli’nin «Hadikatü`s-Süeda» eseri genel olarak Azerbaycan-Türk ve Müslüman aleminde Kerbela olaylarına adanmış makteller içerisinde «katarsis etabı». Bunun sebebi ise her şeyden önce Fuzûli sanatının, Fuzûli kaleminin cazibeli kudreti. Şairin kendisi eserin türü hakkında şunları yazare: «Heze megtelnameyi-imam Hüseyn-el-müsemma bihi Hadikatü`s-Süeda reziyallahü anhum» («Hadikatü`s-Süeda» adı ile anılan bu kitab İmam Hüseyn’in maktelnamesi. Allah ondan razı olsun)                                                                                                                                     (http://static.bsu.az/w8/Xeberler%20Jurnali/Humanitar%20%202012%20%203/22-27.pdf).

 Muhammed Fuzûlinin nazm ve nasr ile yazdığıHadikatü`s-Süedaeseri maktel türünde  yazılan eserler arasında şah eser olarak kabul edilir. Hadikatü`s-SüedaKerbelada gerçekleşmiş faciayı yansıtır. Yazarın dinî düşünce, akide ve duygularının bediî yansıması burada yer alır. Şair bu eseri yazmağı millî-dinî borcu olarak kabullenir ve bunu kendinehas şekilde esaslandırır: “Bütün çağlarda meclis ve toplantılarda Kerbela vakası ve şehitlerin musibeti Arapların şerefli insanları ve Ecem’in büyükleri tarafından söylenir. Ancak âlem ve beşeriyetin büyük bir kısmını kapsayan Türkler kitapların sayfalarının fazla satırları gibi meclisler safından dışlanır ve gerçeğin idrakından mahrum kalırlar. Bu sebepten matem macerası işaret ile ben zavallıyı gösterdi ve eli ile yakamdan tutarak Kerbela şahının nimetinin sofrasında büyümüş yanık Fuzûli! Nola ki yeni tarzda yazasın ve cömertlik yapıp Türkçe bir maktel yazasın ki, fesihler Türk dilinde dinleyerek faydalansın ve konusunu anlayarak Arap ve Acem dillerine muhtaç kalmasın” (http://www.anl.az/down/meqale/525/2013/sentyabr/324925).

Araştırıcılar «Hadikatü`s-Süeda» («Mutlulular bahçesi») maktelini Azerbaycan edebiyatında belgesel-tarihi-bediî, vahit süjeye malik ilk roman örneği olarak kabullenirler. Eser vahit süjeye malik olsa da, on bab (bölüm) kıssalar – hikayeler şeklinde ana konu – Kerbela vakası ile bağdaştırılır.

«Hadikatü`s-Süeda» – dibaçe, 10 bab ve hatimeden ibaret. Eserde bela ve musibetler, Kerbela şahitlerin ruh hâli konusunda sohpetettikten sonra kitabın yazılma sebepleri açıklanır.
1. baba 8 bölüm dahil. Bu bölümde peygamberlerin (e) hayat hikayelerinden, başlarına gelen bela ve musibetlerden, karşılarına çıkmış sınavlardan sözeder.
2. bab 4 bölüme ayrılır ve Peygamberi-Ekrem’in (s) başına getirilen musibetler ve onun bu azaba sabrla dayanması tarif edilir.
3. bab – Hz.Muhammed’in (s) rehleti ve Kadir-Kum olayları;
4. bab – Hanım Fatime’nin (s.e) şehadeti ve Mövla Eli’nin (e) kederi;
5. bab – Hezret Eli’nin (e) şehadeti;
6. bab – İmam Hesen’in (e) şehadeti;
7. bab – İmam Hüseyn’in (e) Medine’den Mekke yolculuğuna çıkması;
8.bab – Müslim ibn Akil’in şehadetinin beyanı;
9. bab – İmam Hüseyn’in (e) Mekke semtinden Kerbela’ya yönelmesi;
10. bab – Hürr ibn Yezid Riyah’inin ve İmam Hüseyn’in (e) diğer yakınlarının şehadeti ve İmam Hüseyn’in (e) Ehli-beyti ile şehit olması tarif edilir” (
http://www.islamtimes.org/az/doc/article/130181/).

Hatmin konusunu ise Ehli-beyt hanımlarının (s.e.) esareti ve onların Şam’a getirilmesi teşkil eder. Hatimden sonra küçük kısımda “İzhari-tevellüdi-imme ğeyre reziyellah enhum” gelir. Eser nasr ve nazmla verilmiş küçük bir münactla biter. «Hadikatü`s-Süeda»nın birinci babında yer alan kıssalar klasik hikaye türümüzün örnekleri hesab edilir. Kerbela vakasından alınan konu esasında aşk, ilâhi aşk, Allah sevgisi var (Eliyeva L., 2012: 22, sayı 3).

 

2.   Balkanlarda Alevi-Bektaşiliğin yayılma nedenleri

 

Arnavutlar Balkanlar’da dövüşken bir halk gibi tanınsa da,  bölgede yeterince nüfuz sahibi olsa da kendi aralarındaki tartışmalar, inançlarındaki farklılıklar güçlü devlet kurmalarına imkan vermez. Günümüzde Arnavutluk dışında, Kosovo’da, Makedonya’da, Yunanistan’da, Sırbistan’da, İtalya’da toplu şekilde yaşarlar. Zaman-zaman ülkeden göç etmek zorunda kalmışlar. Kaynakların verdiği bilgiye göre Türkiye, Amerika, Avusturalya, Belçika, Kanada, Yeni Zelanda ve farklı Arap ülkelerinde yaşayan Arnavutların sayı, Arnavutluk’ta yaşayanlardan o kadar da az değil (İslam Ansiklopedisi, 1991:385).

 732’de Konistantinopol Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’ne bağlı Arnavutluk 1054’te Roma ile Bizans arasında bölünür. Orta çağlarda ise  komşu devletlerin baskınları Arnavutluğ’u parçalanmış,  “Sırp kralı Stefan Duşan’ın bölgeyi işgalinden (1343-1346) sonra nüfusunun bir kısmı Yunanıstan’a göçetmeğe başlar.  1355 senesinde Duşan imparatorluğu çöktükten sonra ülkenin merkezinde Topyalar adlı yeni hükümet kurulur. Komşu feodal hakimler Topya’yı sıkıştırdıklarında Karlo Topya Osmanlı devletinden yardım ister. Böylece  Arnavutluk üzerinde uzun süre Osmanlı-Venedik rekabeti başlar... Osmanlılar, arazileri timar olarak vermek suretiyle yerli beyleri kendi taraflarında tuttular. ...Osmanlı idaresindeki Arnavutluk’la ilgili eski kayıtlar 1. Beyazit devrine kadar gider. Bu kayıtlar 1394 ve 1397 Arnavutluk seferlerınden yapılmış olan tahrirlere aittir” (İslam Ansiklopedisi, 1991:385).

Arnavutluk’ta Osmanlılar gibi katoliklik ve ortodoksluk hakim idi. Osmanlıların buraya gelişinden sonra Müsülmanlığı ilk kabul eden Arnavutlar timar sahibi olan beylerdir....XV. yüzyıl boyunca Hristiyanlara timar verilmiş ve bu da Osmanlı Devleti’nin bölgede İslamiyet’i yaymak için herhangi bir baskı kullanmadığını göstermekte (İslam Ansiklopedisi, 1991:387).

 Osmanlılar’la-Venedık’ler arasında çıkan savaşta Osmanlılar galip gelmiş ve Arnavutluk’un tamamını ele geçirerek Arvanid ili (Arnavut ili) adıyla bilinen sancağı kurmuşlardır.   (1415-1417) (İslam Ansiklopedisi, 1991:385).  Bölgenin Nüfuzlu derebeylerinden Kastirotiler oğulları Georgini (Skanderbeg, Skenderbeu) (1405-17.01.1468) eğitim alması için Osmanlı soltanı İkinci Murat’ın sarayına yollar. Georgini Kastiroti sarayda iyi bir eğitim görür, bilgi kazanır, Osmanlı ordusunda hizmet eder. Az zamanda başarısıyla ün kazanır. Makedonyalı İskender’in şerefine  ona İskender bey lakabı verilir. Yabancıların kışkırtması sonucunda 1443 yılında 300 atlı ile Dibra’ya gelerek kendini Kastiroti knyazı ilan eder. Onun Osmanlı’ya karşı ayaklanması 24 sene devam eder. O yıllarda Osmanlı ordusunun koruduğu bik kaç küçük kaleyi ele geçirir, bölgenin knyazlarını kendine bağlayarak güçlü devlet kurmak için çaba gösterir. Maalesef bu gerçekleşmez. Onun ölümü ile derebeyliği de dağılır (ASE, 1980:542).

Sonraki dönemlerde, 1481, 1537, 1571, 1708-11,1716. Ve s. Yıllarında da veb. bölgede gerçekleşen köylü ayaklanmalarına rağmen Osmanlıların hükmranlığı 1912 yılınadek sürer. Birinci Balkan Savaşında (1912) Karadağ, Sırp, sonra ise Yunanistan burayı işgal eder. Arnautların toparlanması ve ayaklanması sonucunda 1912 yılı Kasım’ın 28’de Volyora’da düzenlenen toplantıda Arnavutluk’un özgürlüğü ilan edilir. 1913 yılında Londra’da düzenlenen Sülh bağdaşmasında Arnavutluk’un özgürlüğü kanıtlanır (ASE, 1976:218). Sonuncu Osmanlı sultanı Hasan Rza Paşanın şehit edilmesinden sonra Türkler bu bölgeyi  tamamen terk etmek zorunda kalır

Arnavutluk’taki dini hayatın gelişmesinde tasavvuf ve tarikatların etkisi büyük olmuş. Özellikle Bektaşilik ülkede çok yaygındı. Miladi 1826'da Sultan Mahmud II'nin emriyle Yeniçerilerin ortadan kaldırılmasıyla, Bektaşiler kendi tarihlerinde ‘gjëma e parë e Bektashizmës’ veya Bektaşilerin ilk trajedisi olarak adlandırdıkları sıkıntılara maruz kaldılar. Cümhuriyet döneminde tekkelerin kapatılması Arnavutluk’da Bektaşiliğin geilişmesine sebep olur. Şöyle ki, Bektaşiler 1920 öncesinde Osmanlıdakı tekkelere bağlı iken 1922’de Tiran’da toplanan ilk kongrede alınan kararla bu tarihten sonra bağımsız şekilde örgütlenirler. 1923’te toplanan ikinci kongreden sonra Bektaşi cemaati resmi bir statü kazanır. Bu yıllarda ülkenin çeşitli şehirlerinde kırk üç Bektaşi tekkesi olduğu bilinmekte. 1929’da Tiran’da toplanan Üçüncü Bektaşiler Kongresi’nden sonra Bektaşiler yeniden örgütlenir. Buna göre örgütün başında ikamet yeri Tiran olan bir büyük dede(kryegijsh), onun altında beş dede (gjyshe), onların altında çeşitli tekke babaları, ardından dervişler, mühübler ve aşıklar gelir (İslam Ansiklopedisi, 1991:388).  

Bektaşi doktrininin heterodoks doğaya sahip olması ve inancının normatif Sünni İslam'dan ziyade Şii İslam'a daha yakın olmasına rağmen, Osmanlı devleti ve uleması tarikatın imparatorluktaki varlığını çok uzun bir süre tolore ettiler. Kısmen Yeniçeri kolordusunun koruması sayesinde, Bektaşiler Balkanlardaki Müslüman nüfus arasında[i] özellikle de güney Arnavutluk'un ve kuzey Yunanistan'ın bakımsız alanlarında kendi mistik yollarını yaymada önemli bir zemin buldular. http://www.arnavutgenclik.com/tr/ForumDetay.asp?FID=255&AA=

 

3.   Muhammed Fuzûli’nin “Hadikatü`s-Süeda” eserinin Arnavutluk Devlet Arşivlerindeki nüshaları

 

Bektaşi tekiyelerinde dini edebiyat gibi Muhammed Fuzûlinin “Hadikatü-s sueda” eseri de kopyalanır ve yayılır. Hatta “Genç Türkler harekatı”nın yaratıcılarından olan Namik Kamal ana taraftan Bektaşi olmanın yanı sıra gençliğinde gerçek Alevi-Bektaşi olmuş, hatta İmam Ali’yi (a) tarif eden şiirler yazar, Muhammed Fuzûlinin felsefi eseri “Hadikatü-s suada”dan yararlanır. http://kayzen.az/blog/din/11793/%C9%99l%C9%99vilik-n%C9%99dir.html

Dünyada Fuzûli adıyla bilinen Muhammed bin Süleyman (ö.963/1556)  tasavvuf şairi olarak tanınır. Onun Türkçe, Farsça, Arapça’da yazdığı eserleri okurları her zaman etkiler. Balkanların farklı etnik ve kültürel yapıya sahip gruplar arasında onun “Hadikatü`s-Süeda” eseri dikkatçekicidir. Bu da Osmanlı’nın Balkanları işgal ettikten ve orada İslam kültürünü, eğitimini  geliştirdikten sonra olur. Osmanlı kültürü ile karşılaşma, bölgede mevcut politik ve sosyo-kültürel yapıda önemli ölçüde değişimler yaşanmasına neden olur. Bunu Arnavutluk Devlet Arşivleri Osmanlı Yazmaları Kataloğu da ıspatlar. Kataloğda Muhammed bin Süleyman’ın dört “Hadikatü`s-Süeda”  eseri olduğu gösterilir.

Arşivde 1484-1950’li yılları kapsayan 261 Türkçe, 200 Arapça, 34 Farsça  eserin dördünün Fuzûli’nin olması önemlidir. Ass.Prof.Dr. Giyasettin Aytaş ve Dr. Hacı Yılmaz’ın hazırlayıp 2001 yılında Ankara’dakı Türk Hava Kurumu Basımevinde yayımladıkları “Arnavutluk devlet arşivleri Osmanlı el yazması katoloğu” kitabında Muhammed Fuzûli’nin “Hadikatü`s-Süeda”  eseri hakkında bu bilgi verili: “Müellifi Muhammed bin Süleyman (ö.963/1556) olup, Fuzuli adıyla bilinir. Eser, Kerbela olayının “Ravzatü’ş-Şüheda” gibi bu konuda yazılmış eserlerden derleyerek, 10 bab üzre tertip edilmiştir. Türkce 20x13 sm. batlarında, 240 varak olan eser H. 1180/1669 yılında Girokastralı Murat Muhtar tarafından istinsah edilmişdir” (Arnavutluk Devlet Arşivleri Osmanlı El Yazmaları Kataloğu 2001:124).

Bu Muhammed Fuzuli’nin “Hadikatü`s-Süeda”  eserinin Arnautluk’ta arşiv kayıtlarına geçmiş ilk nüshasıdır. Kitabın kâtibinin Girokastralı Murat Muhtar olması Fuzûli’nin “Hadikatü`s-Süeda” eserinin bölgede var olduğunu, okunduğunu ve talep olduğu için kopyalandığını söyleyebiliriz.

Fuzûli’nin “Hadikatü`s-Süeda” eserinin Arnavutluk Devlet Arşivindeki ikinci nüshası  h. 1204/1789 yılında yılında  istinsah edilip. Türkçe’deki bu el yazması da 10 bab üzre düzenlenir. 19x11 sm. ebatlarında, 267 sayfadan ibaret eserin nerede ve kim taradından kopyalandığı bilinmez (Arnavutluk Devlet Arşivleri Osmanlı Yazmaları Kataloğu 2001:92). Nüshalar üzerinde bilimsel araştırma yapılmadığından hangi nüshadan kopyalandığını da söylememiz imkansız.

Arnavutluk Devlet Arşivinde “Hadikatü`s-Süeda”nın üçüncü nüshası Ali Efendi tarafından istinsah edilir. 32x20 sm. itibarında, 190 varak olan eser de 10 bab üzre düzenlenir. H. 1305/1888 yılında  istinsah edilmiş bu eser bölgede   Muhammed Fuzuli’nin “Hadikatü`s-Süeda”  eserine ilginin çok olduğunu ispatlar (Arnavutluk Devlet Arşivleri Osmanlı Yazmaları Kataloğu 2001:92). Yani 17. Yy başlayarak her asırda bir kere kopyalanmıştır.

19. yüzyılın başından Avrupa devletleri Osmanlını tarih sehnesnden silmek için planlar hazırladılar. 20. Yüzyılın başlarında Balkanlarda Osmanlıya karşı bir ayaklanma balatıldı. Osmanlı düşmanlığı o kadar körüklendi ki, hatta kardaş gibi yüzyıllar birge yaşadıkları, aynı inanca sahip yüzlerle Türk ailesini mahv etdiler. Yüzlerle aile ise köç itmek zorunda kaldı.

 Bölge yeniden şekillenmeye başlar. Buna rağmen gelenek te yaşatılır. 20.yüzyılın başından itibaren, bölge halkları bir birinden bağımsız yeni devlet ve sistemler altında yaşarken, Osmanlı geçmişinden gelen kültürel miras bu dönemde özellikle dini kimliklerin tanımlanması noktasında önemini korumaya devam eder.

Olsi Jazexhi yazır ki, “Bektaşilik tarihi, ikinci dönüm noktasına Kemal Atatürk Türk Cumhuriyeti kurulduğunda tanık oldu. 1925'te Sufi tarikatların yasaklanmasıyla, Bektaşiler Hacı Bektaş'ta (Kayseri ve Kırşehir arasında) bulunan kendi pir – evleri’ni terk etmeye ve Arnavutluk'a göç etmeye zorlandılar . Bektaşilerin kendi ikinci ‘gjëmë’ - felaketleri olarak adlandırdıkları bu dönem tarikatın Arnavut bölümünün Türk - Osmanlı tarikatından Arnavut tarikatına dönüşümüne neden oldu. Tarikatın Arnavut olan büyük dedesi Sali Niazi Dede Tiran'a gitmek üzere Ankara’yı 1931 yılınca terk etti. Yeni kurulan Arnavut devleti Bektaşi İslam'ın anti-Türk versiyonunu sıcak bir şekilde karşıladı. Tekke'nin Anadolu'dan Arnavutluk'a taşınmasını hazırlamak için, 28 Eylül 1929'da Arnavut Bektaşiler Arnavutluk'taki Prishta Tekke'sinde Baba Kamber liderliğinde büyük bir konferans düzenlediler ve tarikatın ilk modern anayasasını tesis ettiler. Arnavut hükümeti tarafından kucaklandı. (https://groups.yahoo.com/neo/groups/balgoc/conversations/messages/29098)

Bunu 1928 yılında ismi bilinmeyen biri tarafından istinsah edilmiş, 10 bab üzre tertip edilmiş, 32x20 sm. ebatlarında, 234 sayfa olan eser (Arnavutluk Devlet Arşivleri Osmanlı Yazmaları Kataloğu 2001:70-72).

Bunlardan başka Arnavutluk Devlet Arşivleri “Kitab fi Kerbala ve Şüheda-yı Kerbala” adlı bir elyazma da var. Ehl-i Beyt ve Kerbala olayını anlatan eser, kaynaklarda aynı isim veya benzeri isimlerle görülmemektedir. O yüzden bu eserin orjinal olup olmadığı kesın olarak anlaşılmamıştır. (Arnavutluk Devlet Arşivleri Osmanlı Yazmaları Kataloğu 2001:152).

 

4.         Arnavutluk Devlet Arşivlerinde Ehli-Beytle ilgili farklı kaynaklar

 

19-20. yüzyıllarda yabancı güçlerin, bazı hristiyan din adamlarının Arnavutluk’daki insanları Osmanlıya karşı kıskırtmalarından Arap alfabesi ile yazılmış kitaplar, mezar taşları, taş yazıtlar da nasibini alır. Onlarla kitap ve taş yazıt bilinçsizlikten mahv edilir. İkinci Dünya Savaşından sonra Arnautlukda kurulan hükûmet Sovyetlerın Baskısıyla kendini ateist ilan etmesi onlarla Arap harfile yazılmış kitabın yandırılmasına, çope atılmasına veya bakımsızlıktan mahvına sebep olur. Bu kadar kitabın mahv edilmesine rağmen Ass.Prof.Dr. Giyasettin Aytaş ve Dr. Hacı Yılmaz’ın Arnavutluk Devlet Arşivlerin’de 1484-1950’li yılları kapsayan 261 Türkçe, 200 Arapça, 34 Farsça  eserin olduğu hakkında katolok tertib etmişler. Onların yayımladığı kitapta (Arnavutluk Devlet Arşivleri Osmanlı Yazmaları Kataloğu 2001:152)  37 cönkün, 2 Bektaşı nefeslerınin, 3 Bektaşi şiir antolojisınin, 7 Şiir antolojisinin, 8 Eş’arın, 2 Şiir defterinin, 2 Mecmaü’l- Eş’ar, 1 Bektaşi cönkünün, 1 Cönk-i Düstürün, 1 Gülbanklaınr, 1 Kitab-ı Medala, 1 Kasaid ve Eş’arin veb. Kitapların adı geçer. Bu şiir mecmualarında fazla orijinal nefesler, gazeller, kasideler, koşmalar nütuklar ve deyişik konuda yazılmış Türkçe şiirler var. Şimdiye kadar  ciddi araştırılmamış ve yazarları tesbit edilmemiş bu şiirlerin çoğunluğunun konusu İmam Ali ve Ehl’i-Beye adanır.

Arnavutluk Devlet Arşivlerin’deki bu el yazmalar ciddi araştırma konusu olmalı. Çünki buradaki eserlerin yazarlarının  Osmanlı devletinden dışarıda, İran’da, Azerbaycan’da ve b. bölgelerde yaşaması araştırıcıya edebî ilişkileri öğrenmeğe şans yaratır.

Muhammed Fuzûli sadece şair, bilim adamı, filozof değil, hem de büyük Ehli-beyt (e) aşığıdır. Ehli-beyt mektebine itikadı ve 14 masuma derin sevgisi için vefat edince Hazret Eba Ebdillahil Hüseyn’in (e) kabrinin yakınlığında defn edilmesini vasiyet eder. 1975 yılında İmam Hüseyn (e) heriminin etrafındaki hiyabanların büğütülmesi nedeniyle şairin cenazesi mezardan çıkarılarak, haremin kütüphane ve hattatlık binasında defn edilir.

 

Sonuç

“Hadikatü`s-Süeda”nın önemli tarafı şu ki, hatta, aziz Peygamberimizin (s) başına getirilen musibetlerden bile söz edildiği zaman Kerbela vakasına, İmam Hüseyn’in (e) ve onun vefalı arkadaşlarının şehadetine işaret edilmiş, peygamberlerin (e) musibetleri ile İmam Hüseyn’in (e) musibetleri arasında bağ tarif edilmiş ve ya onlar kıyaslanır. http://www.islamtimes.org/az/doc/article/130181/

Kerbela vaqiesini töredenlerin tarixde bednam ad qoyduqlarını, öz iman, inam ve etiqadları yolunda her cür cefakarlığa hazır olanların ise «şehidlik» zirvesine ucaldığını gösteren Fuzûlinin «Hadikatü`s-Süeda» eserini yazmaqda meqsedi de İmam Hüseyn ve onun taraftarlarının İslam’ın ışıklı sabahı için yaptıkları fedakarlığı alkışlamak, İslam’da en büyük makam olarak kabul edilen  şehadete edebî abide yapmaktı ve o bu işin üstesinden layıkıyla geldi.

http://static.bsu.az/w8/Xeberler%20Jurnali/Humanitar%20%202012%20%203/22-27.pdf

 

Kaynakça

1.    Arnavutluk Devlet Arşivleri Osmanlı Yazmaları Kataloğu 2001, Ankara, s. 92

2.    ASE (Azərbaycan Sovyet Enskilopediyası).  10 cilddi, Birinci cild, (1976). Bakı, səh.217.

3.    ASE (Azərbaycan Sovyet Enskilopediyası).  10 cilddi, Dördüncü cild, (1980). Bakı, səh.542.

4.    Dinin Azərbaycan mədəniyyətində və ədəbiyyatında yeri http://www.anl.az/down/meqale/525/2013/sentyabr/324925. htm 525-ci qəzet.- 2013.- 10 sentyabr.- S.6.

5.    Din və teologiya → Elevilik nedir? http://kayzen.az/blog/din/11793/%C9%99l%C9%99vilik-n%C9%99dir.html

6.    Əliyeva L.S. Məhəmməd Füzulinin «Hədikatü`s-Süəda» əsərində peyğəmbər hekayələri Bakı Universitetinin Xəbərləri ( Hümanitar  elmlər seryası), 2012-ci il, sayı 3, seh. 22

7.    İslam Ansiklopedisi (Türkiye Diyanet Vakfı), İstanbul, 1991, cild 3. 

8.    Jazexhi Olsi. (2007). Dervişlerin Bektaşi Tarikatı, (İngilizce'den tercüme eden Ahmet Kaldırım) http://www.muslumanarnavutluk.com/default.asp?id=82447&lng=1

https://groups.yahoo.com/neo/groups/balgoc/conversations/messages/29098 

9.    Məhəmməd Füzuli. Hədikatü`s-Süəda. Tərtibçilər: Ə.Səfərli, M.Nağısoylu, N.Göyüşov.Bakı, Gənclik, 1993, 368 s.

10.     Mirzəyev A. Füzûlinin «Hədikatü`s-Süəda»  əsəri orta əsrlər tərcümə abidəsi kimi.  Bakı: Nurlan, 2001, 181s.

11.     Mükərrəmoğlu M., Çexiya Milli Kitabxanasında Azərbaycana aid qiymetli əlyazma. "Xalq  qəzeti 2012 -ci  il 6 oktyabr, http://www.xalqqazeti.com/az/news/social/26460

12.     Əliyeva L.S. Məhəmməd Füzulinin «Hədiqətüs-süəda» əsərində peyğəmbər hekayələri. // Bakı Slavyan universitetinin xəbərləri. №3, 2012. http://static.bsu.az/w8/xeberler%20jurnali/humanitar%20%202012%20%203/22-27.pdf

13.     Din və teologiya → Ələvilik nədir? http://kayzen.az/blog/din/11793/%C9%99l%C9%99vilik-n%C9%99dir.html

14.     Kərim Aygün. Məhəmməd Füzuli, Kərbəla müsibəri və “Həqiqətüş-Süəda” əsəri http://www.islamtimes.org/az/doc/article/130181/

 

 

Çap olundu: Füzulinin “Hadikatü`s-süeda”sinin Arnavutlukta yayilmasinın etkisi. Uluslararası Kerbela ve Hz. Hüseyin Sempozyumu Bildirileri(2016), Yayına hazırladı, Gülağ Öz, Ankara, səh. 69-75.

 

 

 

 

 


 

Ali Shamil

The Foreign Affairs Adviser of director of Folklore Institute of NASA

 

THE INFLUENCE OF SPREADING OF HAKIKATUS SUADA OF FUZULI IN ALBANIA

 

Abstract:

Fuzuli known by name Muhammed bin Seyid in a world (b. 963/1556) is known as the sufism poet.  His poems in Turkic, Persian, Arabian languages are always effected. His work Hadikatu’s-Sueda is always effective belongs the cultural and ethnic groups of Balkans. This has happenned under the developent of Islamic culture and education in Balkans afther the Ottoman’s occupation.  The Ottoman culture has led to important changes on political and socio-cultural structure in the region. The catalogue of Ottoman’s Manuscripts of Albania State Archieves proves it. Namely, the Hadikatu’s-Sueda the work of Muhammed bin Suleyman shown on catalogue.

It’s notable that, four poems belong to Fuzuli among the 261 Turkic, 200 in Arabian, 34 in Persian works in 1484-1950 in archive.   

The region was formed again from the beginning of 19 century. But still the traditions has been kept alive. The cultural heritage from the Ottoman past continue to kept the essence in identification of religion identifies when the population of region lives in new states and systems from the beginning of 20 century. All the Turkish copies in Albania State Archives proved it.   This shows that, the interest to Hadikatu’s-Sueda has not diminished even at 20 century. It was resumed from the axis of history, culture.

Key words: Muhammed Fuzuli, Hakikatu-s Suada, Albania

 

       



 

Reklam
 
Sayğac
 
Flag Counter
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=