HALDUN TANER YARATIÇILIĞINA DIŞTAN BAKIŞ

HALDUN TANER YARATIÇILIĞINA DIŞTAN BAKIŞ

Ali Şamil Hüseyin oğlu,

Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Folklor

Enstitüsü Uluslararsı ilişkiler bölümü başkanı.

alishamil@yahoo.com

 

Giriş

 Haldun Taner bana Tatar lider ve düşünce adamı, Ulusal komünizmin fikir babası ve kurucusudur Mirsaet Soltanqaliyev, Azerbaycanlı yazar ve devlet adamş, milli komünist Nariman Narimanovu ve eski Sovyetler Birligindeki onlarla bilim ve devlet adamını, ideologu hatırladır. Böyle düşünceli önderler ya kurşuna dizildiler, ya da ceza evlerinde öldürüldüler. Haldun Taner ise tepki ve baskılardan şikayetlense de kendi aceli ile, 71 yaşındayken onu sevenlerin ve akrabalarının arasında İstanbulda öldü ver sevdigi şehirde de  toprağa tapşırıldı.

Yazar, pyes ve politika yazarı, sanatcı olarak bilinen Haldun Taner 1915 yılında İstanbullu hukukcu – profesör  Ahmet Selaheddin beyin ailesinde doğar. 5 yaşında babasını kayb eden Haldun’un dünyagörüşünün şekillenmesinde ailelerindeki sohpetlerin rolü büyük olur. Annesi ve babası onun yanında sıkca babasının hukuk adalet uğrunda savaşmasını, kanunun yüceliğinin korunmasında nasıl içten bağlı olmasını, insanseverliğinden, fakirlere yardımcı olmasını sanki bir masalmış gibi anlatırlar.   

1935 yılında Almanya’da Nasyonel Sosyalizmin hızla ülkeyi sardığı bir zamanda öğrencilik yapan Haldun Taner devrimci ruhlu olsa da dünyayı kurtarmak aşkı ile faşistlerin etkisinde kalmaz. Daha çok sosyalistlerin düşünceleri ona cazip gelir ve dünyadaki sosyal adaleti komünistlerin gerçekleştireceğine inanır. 

Eğitim aldığı şehrin havasının rutubetli olması ve kendisinin de sağlığına dikkat etmemesi Haldun’un ağır verem hastalığı geçirmesine sebep olur. Durumu çok ta içaçıcı olmadığından 1938 yılında eğitimini yarıda bırakır ve vatan dönmeğe mecbur kalır.

  Vatana döndükten sonra eğitimini devam ettirir, üniversitelerde hocalık yapar. Haldun Taner verimli ve çeşitli aktivitesi olan Türk sanatcısıdır. Onun eserlerinde sosyal adaletsizliğe karşı itiraz çok güçlü. Bu yüzdendir ki, Türkiye’de bazıları tarafından solcu düşünceleri eleştirilmesine rağmen Sovyetlerde sosyalist ülkelerinde sosyalist yazar-piyes yazarı olarak taktim edilir.

1829 senesinde Rusya’nın Kafkasya’yı işgal süreci bitse de, bölgede isyanlar dinmek bilmez, direnc harekatı devam eder. Kuzey Kafkasya’da dağlıların çar Rusyası’na karşı savaşı 1861 yıl reformundan sonra azalmaya başlar. Silah gücüne Kafkasya’nın Rusya esaretinden kurtulamayacaklarını anlamış aydınlar cedidciliğe önem vermeye başlar. 

Rusya’nın strateji uzmanları Kafkasya’da yaşayan halkları assimle ede bilmek için ilk olarak dini bağlılık yaratmayı planlar. Sınırları kapatarak ilişkileri tamamen kesemediklerini anlayınca, Doğu ile ilişkilerini kesmeyi planlar. İlk önce gidiş dönüş yasaklanır, gençlerin eğitim için Doğu ülkelerine gitmemesi için yerel Avrupa tipli okullar açılır. Müslüman halkları kökünden, kültüründen ayırmak için ciddi uğraş verirlir. Bu işte N.İlminski, A.Alekterov, L.Smirnov ve N.P.Ostromov gibi Rus misyoner aydınlar özellikle aktif olmuşlar.  

Rusya’nın esaret altına aldığı Türk-Müslüman halkları Ruslaştırmak, Hristianlaştırmak  politikasının teorik ve pratik prensiblerini hazırlayanlardan Nikolay İlminski Rusya Eğitim Bakanı, graf  D.A.Tolstoy’un “Vatanımızın sınırları dahilinde yaşayan halkların eğitimi, onların Ruslaştırılmasına ve Ruslarla kaynaşmasına hizmet etmeli” – emrine cevaben yazar: “İslam dini var oldukça, Rus harflerinin Arap harflerine karşı savaşı çok zor olacaktır”.

N.İlminski, A.Alekterov ve N.Ostromov gibi  misyoner aydınlar gizlice raporlar, talimatlar hazırlayıp hükumet dairelerini yönlendirmekle yetinmez. Onlar fikirlerini bazen basında da açıkca beyan ederler.  Milliyetce Çuvaş olan A.Alektorov “Rusya’nın Doğusundaki halkların Hristiyanlaştırılmasında gazetelerimizin görevleri” adlı makalesinde Müslüman halkları Ruslaştırmak için ilk olarak onların kızlarını, yani geleceğin annelerini Hristiyanlaştırmanın önemli olduğunu vurgular. Onun fikrince çocuklar aile içinde milli ve manevi deyerlerde terbiye edilirler. Anneleri Hristiyan olursa, Ruslaştırmayı daha hızlı ve rahat gerçekleştirmek mümkün olur (Emin, 2007:45). 

Profesör L.Smirnov “Yerlileri Ruslaştırma ve Hristiyanlaştırma siyasetinin amaçları” makalesinde Ruslaştırma siyasetinin temelinde yerlilerin Hristiyanlaştırılması  olduğunu yazar (Emin, 2007:18).  

Çar Rusyasının başladığı işi enternasyonalist ve halklara bağımsızlık vad eden Sovyet Hükumeti bitirir. Cehaleti aradan kaldrımak adıyla Türk-Müslüman aydınlarının eliyle yüzyıllar boyunca kullandıkları eski alfabeyi değiştirmeği başarır. Latin, sonra Kiril alfabesi esasında onların her biri için ayrıca alfabe yaratılır ki, bununla da bir Türk halkının diğerinin yazısını okuması zorlaşır. Dili temizleme, kolaylaştırma adı ile  reformlar yapılır. Bu reformların tek amacı Türk halklarının yazılı ve sözlü olarak bir birilerini anlamakta zorluk çekmelerini sağlamaktı. Sonrasında ise İran, Türkiye ve b. Doğu ülkeleri ile arada “demir perde” yaratılır.

1920’li yıllara kadar Rusya bölgesindeki Türk topraklarında doğmuş Ahmedbey Ağayev, Alibey Hüseyinzade, Yusuf Akçura ve b. aydınlar İstanbulda,  Osmanlı devletinin istediği şehrine gidip ana dilinde okul, gazete ve dergi çıkardıkları gibi, Ahmet Kamal, Halid Hürrem Sabribeyzade, Mustafa Lütfi Şirvani gibi Osmanlıdan gelmiş aydınlar da Bakıda, Heşterhanda öğretmenlik yapar, gazete dergi açar, kitap yayımlar. Onların ders verdikleri okullarda çevirmene gerek duyulmadığı gibi, gazete ve dergilere yayım için gelen makale ve şiirlerin de çeviriye ihtiyacı olmaz. Bir ara  “Molla Nesreddin” dergisinin editör yardımcısı olmuş Aligulu Gemküsar (Sicimgulu) Türk halkarının edebi örneklerinin çevirisi teklif ettiğinde M.E.Sabir gibi milli ayıdnlarımız isyan edercesine yazar:

«Omanlıcadan Türke tercüme» - bunu bilmem

Gerçek yazıyor Genceli, yainki henekdir;

Mümkün iki dil bir-birine tercüme, amma

«Omanlıcadan Türke tercüme» ne demekdir?!.

Bununla yetinmeyen M.A.Sabir A.Gemküsara cevap taziyanesinde de:

Bir böyle hata kelime müherrir kaleminde,

Cari olur ise edebiyyata beladır- yazır (Sabir, 1960:273).

1920’li yıllardan sonra Türkiyenin ve de SSCB’de yaşayan Türk halkarının Latin alfabesine geçit alması ortak dil, ortak alfabe meselerini sona erdirir. Önceleri Osmanlıda yayımlanan gazete ve dergileri, kitapları Rusya’da yaşayan Türkler okuyup faydalana bilirlerdi, ancak daha sonra Sovyetler Türkiye’den yayın yasağı getirerek hem de ulaşımı zorlaştırırlar. Türkiyeli yazar ve şairlerinin eserleri Moskovanın izni ile Rusça’ya çevrilip yayımlandıktan sonra Azerbaycan, Özbek, Türkmen, Tatar ve b. halkarın dillerine çevrilir. Sovyetlerde Türkiye Türkçesinden çevrilen eserler de muhakkak sosyalist yönümlü yazarlara ait olmalı idi.  

Haldun Taner de Türkiye’nin sosyalist yönlü yazarlarından olduğundan Sovyetlerde yayınlanan ansiklopedilerde onun hakkında geniş bilgi verilir, gazete ve dergilerde, kitaplarda makaleleri yayınlanır, araştırma işlerinde hakkında genişçe bahs edilir. Azerbaycanlı alim Sedaget Gasımova Haldun Tanerin bedii nesri konusunda doktora tezi yazmış. 1980 yılında “Türk filologiyası meseleleri” makaleler toplusunda yayınlattığı “Haldun Tanerin hikayeleri hakkında bazi notlar” (Gasımova, 1980) ve b. makaleleri yazarın Azerbaycan’da tanınmasını iyi yönde etkiler.  

 

1.     Gazeteçiligi ve hikayeleri

 

Günün sosyal politik durumu hakkında gazetelere ardarda makaleler yazan, hiykayeleri ve pyesleri ile gündemden düşmeyen ve daima yenilik arayışında olan Haldun Tanerin yaratıcılığı her zaman ikili kabul edilir. Bunun da sebebi vardır. Dünyanın sosyalizm ve kapitalizm gibi iki cepheye bölündüyü ve “soğuk savaş”ın hakim olduğu bir zamanda kapitalist ülkesinde yaşayıp ta sosyalizm düşüncelerini yaymak pek kolay olmasa gerek.  Varşava bloğunun dayanağı olan Sovyetlerin tabiri caizse “burnunun ucundakı” NATO’nun müttefiki Türkiyede sosyalizmin propogandası sadece yaşadığı ülkeye değil, NATO üyesi olan bütün ülkelere düşmanlık olarak değerlendirilir.

Ülkesinde iki askeri devrimin şahidi olan Haldun Taner takip ve baskılar içerisinde düşüncesini paylaşmaya, insanları sosyal adaleti korumaya davet eder. 1949 yılında “Yaşasın demokrasi”, 1953’te “Şişhane’ye yağmur yağıyordu”, 1954 yılında yayımladığı “On ikiye bir dakika kala”, 1969’da yayımladığı “Sanşonun sabah gezisi” (Azerbaycan Sovet Ensiklopediyası, 1986:9 cild, seh. 142)  ve b. hiykayeler kitabı onun verimli yaratıcılığından haber verir.

İstanbul Ünversitesindeki Gazeteçilik Enstitutusunda, Ankara Ünversitesindeki Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesinde, İstanbul Ünversitesi Edebiyat Fakültesinde edebiyat, sanat ve tiyatro tarihi dersleri veren Haldun Taner 1955-1960’lı yıllarda “Tercüman” gazetesinde köşe yazıları yazmanın yanı sıra gazetenin baş yazarı da olur. “Milliyet” gazetesinde haftada bir kez “Devekuşuna mektuplar” başlığı altında yazdığı makalelerinin büyük bir kısmını 1960 yılında kitab şeklinde yayımlar (Yeni Türk Ansklopedisi, 1985:10 cild, seh. 3947). Onun 1967 yılında Bolşeviklerin silah gücüne hükumeti ele almasının 50. yılı sebebiyle “Bakı” gazetesinde yayımladığı makalesi(Bakı gezetesi, 1967: 20 sentyabr) Azerbaycanda büyük ilgi toplar.  Çünkü Bolşeviklerin askeri devrimini Türkiyede yaşayan ünlü bir pyes yazarının Büyük Ekim Sosyalist Devrimi olarak nitelendirmesi ve onun genel dünya tarihinde öneminden konuşması Azerbaycan okuyucusu için beklenmedik durum idi.

Haldun Tanerin düzyazıları hakkında Azerbaycanda tez yazıldığı ve bazı hikayeleri dilimize uygunlaştırarak yayımladığı içinbu konu üzerinde çok durmadan pyesleri ve tiyatro faaliyeti hakkında bilgi vereceğiz.

 

 2. Dramaturgiyası ve tiyatro faaliyeti

 

Meşhur Türk tiyatro tarihcisi Uğur Akıncı “Kalemden sahneye” eserinde  yazar: “II. Dünya Savaşı ve daha  sonrasının kötü şartlarında yazmağa başlayan Ahmet Güdsiavad Fehmi Başkurt ve Ahmet Mühib Dıranas gibi isimler  1950’li yılların yetişdirdiği nesil olarak bilinen Oktay Rıfat, Haldun Taner, Nazim Kurşunlu, Aziz Nesin, Sebahettin Kudret Aksal, Orhan Asena, Çetin Altay, Refik Erduran, Turgut Özakman, Necati Cumalı gibi genç yazarlarla birleşerek bu dönemin kıdemli yazarlarını oluştururlar. Aynı çalışmanın temel hedefi 50’li yıllar nesli ile beraber tanzimat döneminden bu yana tiyatroyu edebiyatın bir parçası olarak gören zihniyetin değişmesine  dairdir” (Uğur Akınçı, seh.154). 

Uğur Akıncı’nın pek çok Türk pyes yazarı içerisinden seçtikleri sırasında Haldun Taner’in adını zikr etmesi tesadüf değil. Haldun Taneri iki kez uzun süreli Avrupa’da yaşadığı ve Almanca basını, edebiyatı dikkatle izlediği için tiyatrodaki yenilikleri Türkiye’de uygulamaya çalışır. 

“Milliyet” gazetesinde haftalık yayımladığı makalelerini “Devekuşuna mektuplar” başlığı altında verir. 1967 senesinde sanat dostları Zeki Alasya ve Metin Akpınar ile birlikte kurdukları tiyatroya da “Devekuşu Kabera Tiyatrosu” adını verirler. Taldun Taner’in yaratıcılığında devekuşu sembolik anlam taşır.

 Bu Türkiye’de ilk kabare tiyatrosu olur. Sonra ise Ahmet Gülhan ile Tef Tiyatro grubunu oluşturur. Bu tiyatrolarda onun “Vatanı kurtaran Şaban”, “Bir şehir İstanbul ki”, “Astronot Niyazi”, “Ha bu diyar”, “Konumuz aşk ve sevda”, “Yalan dünya”, “Sersem kocanın kurnaz karısı” ve b. pyeslerinde aktüel sosyal problemlere değinir (Yeni Türk Ansklopedisi, 1985:10 cild, seh. 3947). Onun 1971 yılında yazdığı “Sersem kocanın kurnaz karısı” pyesini 1972 yılında Atatürk Dil Kurumu Tiyatro ödülü alır.

Haldun Taner’e büyük ün getiren sahne eserleri 1964 yılında yazdığı “Keşanlı Ali’nin dastanı”dır. Bu eser defalarca sadece Türkiye’nin çeşitli tiyatrolarında, çeşitli yönetmenlerin sahnesinde değil, hatta Almanya’da, İngiltere’de, geçmiş Çekoslavakya ve Yugoslavya gibi ülkelerde sehne alır. Pyes yazıldığı sene sinema yönetmeni Arif Yilmaz tarafından filme çekilir. Haldun Taner’in senaryosu esasında 1955 yılında “Kaçak”, 1957 yılında “Dağlar delisi Ferhat” filmleri çekilse de, bu filmlerin senaryoları Türk Film Dostları Derneğinin en iyi senaryo ödülünü ve “Basın-Yayın Senaryo Armağanı”nı  kazansa da “Keşanlı Ali’nin destanı”  kadar ün kazanmaz. “Keşanlı Ali’nin destanı” pyesi son yıllarda Türkiye yönetmenleri tarafından yeniden işlenir, senaryolar ve diziler çekilir.  Bu da bir kez daha konunun hala aktüelliğini kayb etmediğini göstermekte.

Epik tiyatroda kazandığı ün onu aynı sene içinde “Gözlerimi kapatırım, işimi yaparım”, 1965 yılında “Eşşeğin gölgesi”, 1966 yılında “Zilli Zarife” gibi pyesleri yazmağa ilhamlandırır.

Meşhur Türk tiyatro tarihcisi Süreyya Karacabey Çelik “1940 yılından 1960 yılına değin Türk tiyatrosu” (Türk edebiyyatı tarihi, 2015:2 cild, seh. 636.) makalesinde “konunun yerel bilgiler esasında işlenmesi, biçimini Batıdan alması, tiyatronun gelişimi için gerekli sayılır. Burada yazmanın önemi odaklanmanın mantığı ile karıştırla bilir. Bir odaklanma kültürü sadece başka bir dile geçmez, ecnebi kültür kabulünü temin etmek için göstergeleri yerleştirir, seyirci için aşina kılmanın bir yolunu arar... 60’lı yıllarda kültürel emperyalizme karşı savaşın yarattığı siyasi bilinç pyes yazarlarının formalite tercihi ile biz meselesi arasında  bağlantı kurmalarına sebep olur” (Türk edebiyyatı tarihi, 2015:2 cild, seh. 636.).

1960’lı yılların tiyatro tarihcileri çoğu zaman Türk tiyatrosunun “altın dönemi” olarak nitelendirirler. Çünki bu dönem tiyatronun kitleye ulaştırılması açısından büyük başarılara imza atılır. Haldun Taner gibi sosialist düşünceli, akıllı, devrimci ruhlu, hiciv ve komedi gücü keskin bazı yazarlar marksist-leninci teoriden uzaklaşmaya başlar. Onlar idyolojik teorilerin etkisi ile yazmağa deyil, kendi içlerindeki, idraklarındaki gerçekliğe önem vermeye başlarlar. Çünkü yazar yaşadığı ortamın ürünü. O yaşadığı toplumun sorunlarını görmezden gelemez, toplumun derdini, yaşamını yazmazlık yapamaz. Ancak bunları yazarken Sovyetlerde olduğu gibi slogancılık prensibinden uzak durmalı. Haldun Taner altı boş slogancılığın sanatı mahv ettiğini görür. Bu yüzden de sosyal konulardan yazarken, fedakarlık yaparak yüksek sanat değeri olan eserler yazarak halkına hizmet etmeğe çalışır.

Haldun Taner tiyatroculuğun bir bilim dalı olduğunu ve ünversitelerde tiyatroculuğun, tiyatro sanatının tedris edilmesinin önemini Türkiye’de ilk kez söyleyenlerden olur ve dediklerini gerçekleştire bilir.  

O, ister hikayelerinde, isterse de pyeslerinde hayal ürünü konular işlemez. Eserleri için konuyu İstanbul’da her gün gördüğü, şahidi olduğu, duyduğu olayların içerisinden seçer. Onun eserlerinde adı zikr edilen yerler İstanbulun zengin mahalleleri ve burada yaşayan farklı insanlardır. Eserlerindeki imgeler ise zengin askeriler, alim kılıklı cahiller, namuslu ve dindar görnüşlü maneviyatsızlar, masum görünüşlü fahişeler, alçaklığını, maneviyatsızlığını kibarlıkla perdelemeye çalışan ikiyüzlüler, maneviyatsızlamış Avrupa hayranları.

Yazarın yaşadığı ortama münasebeti kötü olduğu için eserlerinde daha çok tipleri görmek mümkün. O, bazen tipleri acımasızca alay konusu yaparken çoğu zaman hicive bir az mizah katarak iyileştirici rolünü üstlenir. Tiyatro ile sıkı ilişkileri olduğu için Haldun Taner hatta hikayelerinde bile imgeleri sosyal ve kültürel seviyyelerine göre konuşturur. İstanbul lehçesinin imkanlarını güzelce kullanarak akıllarda kalacak ilginç imgeler yaratmayı başarır.

Haldun Taner 1954 yılından sonra daha çok tiyatroya yönelir. Meydan oyunlarından, Karagöz tiyatrolarından, yalakaların okuma şeklini yani tiyatronun tüm unsurlarını Batı tekniği ile birleştirerek Türk sahnesine güzel eserler bahşeder. Onun basında yayımlanan sohpetlerinin bir kısmı 1978 yılında “Hak dostum diye başlayan sohpetler” adı altında, merhum olmuş meşhurlar hakkında fikirleri ise 1979 yılında “Ölürse beden ölür, ruhlar ölecek değil” adı altında kitaplarda toplanır. Bu kitaplardaki sanat hakkında toplum, toplumun yönetilmesi hakkındaki fikirleri bu gün de aktüelliğini kaybetmez.

Sedat Simavi Vakfı 1983 yılında tesis ettiği Edebiyyat ödülünü Haldun Taner’le, halkbilimci alim  Pertev Naili Boratav’a verir.

Büyük sanatcı  1986 yılı Mayıs’ın 7de  İstanbulda vefat eeder. Ölümünden sonra ismi İstanbul Şehir Tiyatrolarının Kadıköydeki salonuna verilir. “Bilgi” Yayın evi eserlerinin çok ciltliyini yayımlar,  “Milliyet” gazetesi  1987 yılından itibaren her sene Haldun Taner hikaye yarışması düzenler.

 

Sonuc

Azerbaycan bağımsızlığını elde ettikden sonra Türkiye’den getirilen yayımların sayısı hızla artar. Türkiye’de Azerbaycan edebiyyatının öğrenilmesine ve tebliğine normal ortam oluştuğu gibi Azerbaycan’da da Türkiye edebiyatının, tarihinin, kültürünün çeşitli zamanlara dair onlarca çeviri ve orijinal eserler yayımlanır.

Prof. Esger Resulov “Türk senedli-bedii nesri (Türk belgesel-sanatsal nesiri)” kitabının “Çağdaş Türk publisistikasında Azerbaycan mövzusu (Çağdaş Türk politika yazarlığında Azerbaycan konusu)” bölmesinde Haldun Tanerin politika yzarlığından (Resulov Esger,  2004). da geniş söz eder. Prof. A.Abıyev de Türkiye edebiyyatının çeşitli problemleri üzerine araştırma yaparken özellikle "Türkiye tiyatrosu ve drama tarihi meseleleri" eserinde Haldun Taner’den de bahs eder.

2015 yılında Haldun Taner’in doğumunun yüz yılı biter. TÜRKSOY’un bu seneyi Haldun Taner yılı ilan etmesi bu çerçevede yapılan işlerin sanatcının tanıtılmasında önemli rolü olur. Başbakanlık Tanıtma Fonu tarafından desteklenen, TÜRKSOY ve Devlet Tiyatroları Baş Müdürlüğü, Avrasya Yazarlar Birliği’nin organizatörlüğü altında yapılan “Doğumunun 100. Yılında Haldun Taner Tiyatro Eseri Yarışması” Türk dünyasında büyük ilgi çeker. Konya’da düzenlenen “Bin nefes bir ses” Uluslararası Türkçe Tiyatro Yaradan Ülkeler Festivali’nde “Doğumunun 100. yılında Haldun Taner Tiyatro Eseri Yarışması”nın Türk dünyasında düzenlenen ilk pyes yarışması olduğu ilan edilir. Bu yarışmaya 18 ülkeden 109 eser gönderilir. İlginç olanı ise Azerbaycan yazarların bu yarışmada en aktif olmaları idi. Şöyle ki, 80 milyona yakın nüfusu olan Türkiye’den yarışmaya 23 eser, 9 milyonluk Azerbaycan’dan 16 eser gönderilir. Azerbaycanlı yazar Afaq Mesud’un “Hallaç Mansur” pyesi ödül alan eserler sırasına dahil edilir. TÜRKSOY’un teşebbüsü ile  Haldun Taner’in pyesleri çeşitli Türk halkarının sahnelerinde oyanacak. Şeki Dram Tiyatrosu da Haldun Taner’in eserini sahneleştirecek. Hatta oyunun Aralık ayında galası yapıldı.

 

Kaynaklar

1.  Azerbaycan Sovyet Ansiklopedisi.(1986), 10 cildde, , 9 cild, seh. 142.

2.   “Bakı” gazetesi, (1967), 20 sentyabr(Eylul).

3.  Emin Özdemir. (2007) 20. yüzyılın baslarında Kazakıstan’da fikir hareketleri, (Doktora tezi), Gazi Üniversitesi Sosyalb İlimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dali, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Bilim Dali, Ankara.

4.  Gasımaova Sedaket.  (1980). Haldun Tanerin hikayeleri hakkında bazi kaeydler,  “Türk filologiyası meseleleri, Bakü, “Elm” neşriyatı.

5.  Resulov Esger. (2004). Türk senedli-bedii nesri,  Bakü.

6.  Sabir Mirze Elekberi (1960). Hophopname, Azerbaycan Devlet Neşriyyatı.

7.  Uğur Akınçı. “Kalemden sahneye”, YGS yayınevi, İstanbul, seh.154.

8.  Türk edebiyyatı tarihi (2015). (iki cildde, ikinci cild. Tertib edeni ve önsöz müellifi Dos.Dr. M.Gayahan Özgül, Türkceden uyğunlaşdıran ve önsöz müellifi Prof.Dr. Ramiz Esker), “MBM-Beng ü” neşriyyatı, Bakı, 2. cild, seh. 636.

9.  Yeni Türk Ansklopedisi.(1985). Ötüken neşriyatı, İstanbul, 10 cild, seh. 3947

 

 

Çap olundu: Hüseyin oğlu Ali Şamil, Haldun Taner Yaratıçılığına Dıştan Bakış, “Türk yurdu” dergisi, 2016, Şubat, sayş 342, sah.0000. http://turkyurdu.com.tr/2578/haldun-taner-yaraticiligina-distan-bakis.html

 

Reklam
 
Sayğac
 
Flag Counter
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=