HOCALİ FACİASİ VE ONUN ETKİSİ

      HOCALİ FACİASİ VE ONUN ETKİSİ

Yazar: Ali Şamil HÜSEYİNOĞLU

Oluşturulma tarihi: Salı, 18 Şubat 2014 10:30

İnsanlık suçu işleyenler, soykırım yapanlar uluslararası mahkemelerde cezalandırılırlar. Buna geçmişten de günümüzden de örnek göstermemiz mümkündür. Ama her zaman böyle olmaz. Suçu işleyenler dünyanın güçlü devletlerinin himayesinde olunca onları cezalandırmaya kimse cesaret edemez. Buna 1992 yılının Şubat ayında Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Dağlık Karabağ bölgesine bağlı Hocalı kasabasındaki soykırımı örnek gösterebiliriz. Bu faciayı yapanların Ermeni silahlı çeteleri olduğu söylendi. Gerçekte ise insanlık suçu işleyenler, Rusya Federasyonu’nun rehberliği idi.

Rusya Federasyonu’nun rehberliğini yaptığı, dünyanın gözü önünde, bilgileri kısa bir zamanda dünyanın en ücra köşesine iletmenin mümkün olduğu bir zamanda sosyal kınamadan, uluslararası hukuktan korkmayarak böyle bir cinayeti işlediler.

Rusya’nın Kafkasya’da Güçlenme İsteği

Doğu’da Deli Petro olarak tanınan Rus Çarı I. Petro, kendisinden sonra gelen yöneticilere, Rus ordularının “sıcak denizler”e, Hint Okyanusu’na kadar ulaşmasını sağlamayı ve İstanbul’u başkent yaparak güçlü bir dünya devleti kurmayı vasiyet etmişti. I. Petro’dan sonra iktidara gelen Rus Çarları da onun vasiyetlerine sadakatle uymaya çalışmışlardır. 19. yüzyılın başlarında Rus orduları Kafkasya’nın kuzeyini de güneyini de işgal etmişti. Lakin işgalle her şeyi halletmek mümkün değildi. Süngülerle ülkeleri işgal edebilirsiniz, ama devleti süngü üzerinde yönetmek imkânsızdır.

Rusya, Kafkasya’yı işgal etse de hükümranlığını orada uzun süre tutamazdı. Şeyh Şamil’in küçük silahlara sahip çeteleri topları, her türlü askerî teşkilatı olan Avrupa’yı sarsan, Napolyon Bonapart’ı yenen Rus ordularına direniyordu. Azerbaycan’da kâh Guba kâh Nuha bölgelerinde isyanlar olmaktaydı. Hâkim daireler sadece bölgede yaşayan Müslümanları değil, hatta onlarla aynı dinden olan Gürcülerin de Rusya’nın sadık köleleri olmayacaklarını iyi biliyorlardı. Çünkü onların güçlü devletcilik geleneği vardır.

Kendilerine sadık köle hazırlamak, bölgeye onların egemenliğini hâkim kılmak için azınlıkta olan Ermenileri himaye altına alma kararı aldılar. Çünkü Ermenilerin güçlü bir devletçilik geleneği yoktu. Hangi sülale hükûmete geçse, kim güçlüyse ona hizmet ediyorlardı.
Rusya, Ermenilerin Osmanlı ve Gacar devletleri tarafindan sıkıştırıldığı, Müslümanlar tarafindan daima baskılar altında tutulduğunu propoganda eder, dindaşlarını Kafkasya’da Ermeni devleti kurmaya heveslendirirdi. Gregoryen kiliselerinin bazı din görevlisi ve Ermeni tacirlerinin temsilcileri, bu tatlı vaadlerin gerçekleşmesi için ellerinden geleni esirgemediler.

Rusya, 19. yüzyılın başlarında Osmanlılar ve Gacarlar ile yaptığı başarılı savaşta sözleşme imzalarken “ezilen, mazlum Ermeniler”in Rusya’nın işgali altında kalacak Kafkasya’ya göçürülmesini de talep etti. Böylece şimdiki Türkiye ve İran arazisinden on binlerce aile, imtiyazlı şartlarla Kafkasya’ya göçürüldü. Burada da onlara, eskiden orada yaşayan Müslümanların evleri ve toprakları verildi ve bir müddet vergiden muaf tutuldular.
Alınan tedbirler, Kafkasya’da Ermenilerin sayını artırsa da buraya huzur getiremedi. 1905-1907 yıllarında ise hâkim daireler bölgede Ermeni-Müslüman çatışmasını şiddetlendirdi. Hükûmetin maksadı, Ermenileri silahlandırmak ve onları Müslümanların üzerine salmakla bölgedeki Müslüman ahalinin sayını azaltmak ve Ermenilerin konumunu pekiştirmekti. Lakin istenilen sonucu elde edemediler. Öyle ki, Ermeni haydut çeteleri Rusya tarafından gizlice silahlandırılmasına, eğitilmesine rağmen onlarla insan öldürülse de evler ve köyler dağıtılsa da Müslümanların direnişiyle karşı karşıya kaldıklarında savaşı durdurmak zorunda kaldılar.
Rusya, Birinci Dünya Savaşı’nda parçalanma tehlikesi ile karşılaşınca ülke idare olunamaz duruma geldi. Osmanlı cephesinden geri çekilen askerlerinin silah ve askerî mühimmatının büyük bir kısmı Ermenilere verildi. Hatta Ermeni ordusunun kurulması için Rus askerlerinden eğitimci ve danışmanlar da ayrıldı. Bu işe Rusya’nın müttefiki olan Fransa ve İngiltere de yardımcı oldu.

Osmanlı’ya karşı savaşta Rus askerî birliklerinin bünyesinde çatışan Ermeni silahlı çeteleri ve yeni kurulan askerî birlikler, yalnız Kars, Erzurum, Van çevresinde değil Kafkasya’nın birçok bölgesinde Müslüman köylerine saldırıyor, suçsuz ahaliyi öldürüp mal ve mülklerine el koyuyor, çoğu zaman da evlerini yakarak dağıtıyorlardı. Böylece onlar, dış destekçilerinin yardımıyla yüz binlerce Müslümanı öldürdüler, yüzlerle köyü dağıttılar, soykırım yaptılar.
Bunlara karşılık Azerbaycan, 28 Mayıs 1918’de, sömürgeden kurtulup hürriyetine kavuşur. Müslümanlardan temizlenmiş eski “Erivan Hanlığı” topraklarında Ermeni devleti yaratılır. Lakin bu devlet, pek bir güce malik değildi. 1920 yılında, Ermeni Orduları Karabağ’a saldırdığında, Askeran yakınlarındaki çatışmada, Azerbaycan askerî birlikleri tarafından dağıtıldı. Bolşeviklerin işgalci müdahalesi, Azerbaycan ordusunun, Müslümanların ata-baba yurtlarını kurtarmasına izin vermedi.

Azerbaycan yeniden Rus sömürgesine düştü. Sovyet hükümranlığı yıllarında da sözde kardeşlikten, beraberlikten konuşulsa da merkezî hükûmet Ermenistan’ı her zaman özel himayesinde tuttu.

Azerbaycan’da ve Sömürge Altında Olan Halkların Hürriyet Kavgası

Sovyetlerin çöküşünün yaklaştığını gören hâkim güçler, bölgede Ermenilerin gücünü artırmak için 1988 yılında kışkırtılmış Ermeni haydutlarının baskısı ile Sovyet askerlerinin gözetimi altında Ermenistan’da yaşayan 200 bin Türk’ü göçe zorladı.

Bununla yetinmeyerek Azerbaycan arazisi olan Dağlık Karabağ’da da Ermenileri silahlandırdı. Orada yaşayan Ermeniler, Azerbaycan’a tabi olmamanın yanı sıra komşuları Müslümanlara saldırılara başladılar. Böylece köyler yakıldı, insanlar öldürüldü. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra İran, bölgede nüfuzunu güçlendirmek, Azerbaycan’la Ermenistan arasında aracılık ederek çatışmayı durdurmak istedi. Bunu da ne yeni kurulan Rusya Federasyonu ne ABD ne de Avrupa’nın önde gelen devletleri istiyordu.

İran’ın Bölgede Nüfuz Sahibi Olma İsteği

Azerbaycan, 18 Ekim 1991’de, Bağımsızlık Aktı’nı Millî Meclis’te imzaladı. Onu ilk tanıyan Türkiye Cumhuriyeti oldu. Onun ardından Pakistan, Polonya, Romanya gibi devletler de Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıdıklarını resmen belirtseler de yakın komşu olan Müslüman İran, gözlemleme konumunda duruyordu. Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin sıcaklığı, İran İslam Cumhuriyeti’nin liderlerini rahatsız ediyordu. Bölgede nüfuz sahibi olmak için İran İslam Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanı Ali Ekber Velayeti, aracılık göreviyle 25 Şubat 1992’de Azerbaycan’a geldi. 27 Şubat’ta Dağlık Karabağ’a, sonra Ermenistan’a gitmesi planlanmıştı.
Eski Sovyet Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını ilan etseler de ne ordu kurmaya ne de bağımsız iç ve dış politika yürütmeye istekliydiler. Çünkü hükümette olan komünist memurlar, hâlen Moskova’nın emirlerini bekliyorlardı. Azerbaycan’da da durum gergindi. Muhalefette olan Halk Cephesi, acil olarak ordu kurmak istiyor, hükûmette olanlar ise bu adımın Moskova’yı rahatsız edebileceğinden korkarak “Sovyet Ordusu bizi koruyacak.” diyorlardı.
Sovet ordusu ise esasen Ermenilerin yaşadığı köy ve kasabaları koruyordu. Oraya Azerbaycan polisi ve emniyet organlarının girmesine de izin verilmiyordu. Türk ve Ermenilerin beraber yaşadıkları Dağlık Karabağ’daki Türk köylerinde durum oldukça gerginleşmişti. Köylere giden otobüs ve yüklü arabalar saldırılara, bazen de ateşli silahlara maruz kalıyordu. Ermeniler, Azerbaycan arazisi olan bölgedeki Türkleri öldürülüp mal ve mülklerini talan etmesine rağmen hükûmet hiç bir önlem almıyordu. Bundan dolayı Müslüman köylerinde de nefsimüdafaa çeteleri kuruldu. Dağlık Karabağ’daki Müslüman köyleri, sanki denizde ada gibiydi.

 

Hocalı Kasabası

 

Hocalı da kuşatma altında kalmış kasabalardan biriydi. Hocalı, Dağlık Karabağ’ın merkezî şehri Hankendi’ni (Stepanakerti) Eskarad adlı ilçe merkezine bağlayan yolun üzerinde olmanın yanı sıra bölgenin yegâne havaalanı da buradadır. Dağlık Karabağ’ı Ermenistan’a bağlayan anayol, Müslümanların yaşadığı Şuşa ve Laçın ilçelerinden geçer. Bu yolla da Dağlık Karabağ’a sivil insanların silah ve askerî malzeme getirmesi imkânsızdı. Bölgedeki silahlı Ermeni çeteleri ihtiyacını, Sovyet ordusuna getirilen silah ve askerî malzemeden karşılıyordu.
Erivan’dan Dağlık Karabağ’a uçak seferlerinin sayısı artırılmıştı. Lakin havaalanı Azerbaycan polisinin gözetimi altında olduğundan Ermenistan hükûmeti Dağlık Karabağ’a istediği zaman istediği kadar yardım yapamıyordu. Azerbaycan hükûmeti, Hocalı’nın oldukça önemli stratejik konumda olduğunu düşünerek son yıllarda buraya dikkatini artırmıştı. 1989 yılındaki Fergana katliamından kurtulup Azerbaycan’a sığınmış Ahıska Türklerinden elli dört aile de buraya yerleştirilmişti. Nüfusunun esasen bağcılık, hayvancılık, arıcılık ve tarımla meşgul olduğu Hocalı köyü, kısa bir sürede büyük bir kasabaya dönüşmüştü. Yedi bin Müslümanın yaşadığı kasabada dokuma fabrikası, iki lise ve iki ortaokul vardı.

Hocalı’nın stratejik önemini bilen Ermenistan hükûmeti, burayı gözetimi altına almağa çaba gösterir. Yüksek ordu komutanlarından izin almış Sovyet ordusunun bölgedeki askerî birlikleri de alttan alta onları destekler. Kasabada organize edilmiş nefsimüdafaa milisleri, Azerbaycan polisinin azınlıkta olan hafif silahlıları ise direniş gösterir.

1991 yılının Ekim’inde, Hocalı’ya gelen bütün otomobil yolları Ermeni silahlıları tarafındın tutuldu. Kasabaya gelen elektrik hattı, 2 Ocak 1992’de kesildi. Çembere alınan kasaba ile Azerbaycan’ın yegâne bağı, Şuşa şehrinden gelen sivil helikopterler aracılığıyla sağlanır. Bu da direnişi temin eder. Rus askerleri, Ermenilerin eliyle Şuşa semasında sivil helikopteri vurdular. Helikopterdeki kırk sivil ve uçuş ekibi öldü. Bununla Hocalı’ya helikopter uçuşu da durdurulmuş oldu. Sonuncu sivil helikopter Hocalı’ya, 28 Ocak 1992’de ilaç ve yiyecek getirebildi.

 

Dağlık Karabağ’ın Müslüman Köylerine Saldırılar

 

Rusya, bölgeye dış güçlerin sulh sağlamak amacıyla gelmesini iyi karşılamaz. 12 Şubat 1992’de, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının temsilci heyeti, bölgedeki durumları görmek ve anlaşmazlığı çözüme kavuşturmak maksadıyla Dağlık Karabağ’a gelir. O gün Rus askerlerinin yakından yardımıyla Ermeni silahlı çeteleri, Dağlık Karabağ’da Şuşa iline bağlı Malibeyli ve Kuşçu köylerine baskın düzenlediler. Köyler talan edildi, evler ve sosyal binalar yakıldı. Bu baskın sırasında Malıbeyli köyünden elli kişi öldürüldü, yaralandı ve esir alındı. Azerbaycan hükûmeti ise Moskova’yı kışkırtmamak düşüncesiyle gerçekleri halktan ve dünya medyasından gizlemeye çalıştı. Sovyet rejiminden yeni kurtulmuş Azerbaycan’da gazeteler, bütün bilgi edinme vasıtaları ve iletişim, hükûmetin elinde idi. Bunun için de gerçekleri halka ve dünya kamuoyuna iletmek mümkün değildi.

Durumu gerginleştiren Moskova, meydana gelecek faciada rolünün olmadığını göstermek için bölgedeki Ermeni köy ve kasabalarını uzun süredir koruyan SSCB İç İşleri Bakanına tabi askerî birlikleri Rusya’ya çekti. Bölgede yalnız 366. Motorlu Atıcı Alay kaldı.

Hocalı Kasabasına Saldırı

İran İslam Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanı Ali Ekber Vilayeti’nin aracılık göreviyle 25 Şubat 1992’de Azerbaycan’a geldiği gün, Sovyet temsilcisi, gizlice 366. Atıcı Alaya Ermeni silahlı çetelerinin yardımıyla Hocalı kasabasını Müslümanlardan temizleme ve havaalanını ele geçirme emrini verir. 

SSCB devrinde Hanköyü (Stepanakert) şehrine yerleşen 366. Motorlu Atıcı Alayın zırhlı makineleri ve askerî heyetin yardımıyla Artsah’ın Millî Hürriyet Ordusunun (AMAO) bölümleri 25 Şubat’ta saat 23.00’te Hocalı kasabasına saldırır. Toplardan, tanklardan, "Alazan" tipli zenit toplardan iki saat boyunca ateş açılır. İlk önce kışla ve savunma noktaları hedef alınır. Sonra üç yönden saldırı devam ettirilir. 26 Şubat’ta saat 01:00-04:00 arasında zırhlı araçların ve tankların desteğiyle kasabada çatışma olur. Önce havaalanı alınır. Orada çalışan Azerbaycan emniyet güçleri kahramanca direnirler. Güçler denk olmadığından ve destek gelmediğinden oradakiler şehit olur veya ağır yaralı halde esir alınır. Azerbaycan hükûmeti, çatışmalarda gösterdiği kahramanlıktan dolayı polis birliğinin komutanı Elif Hacıyev’i Millî Kahraman ilan eder. Sabah saat 05:00 civarında Hocalı yanmış yıkılmıştır.

Hiç bir yerden destek alamayan halk, milisler ve polisler sonuna kadar direniş gösterir. Siviller şaşkın bir hâlde sağa sola koşuşturur. Buldukları her çıkış noktasına doğru kaçmaya başlar ve sığınmaya çalışırlar. Askeran istikametinde kaçmaya çalışan siviller, Nahçevanik köyü yakınlarında Ermeni silahlı çeteleri tarafından kurşuna dizilir. Gecenin karanlığında karlı geçit ve ormanları geçmiş, güçten takattan düşmüş insanların çoğu Eskeran-Nahçevanik düzlüğünde Ermeni silahlı çeteleri tarafından gaddarca öldürülür.

366. alayın askerlerinin ve Artsah’ın Millî Hürriyet Ordusu’nun (AMAO) da yer aldığı saldırganlar, Hocalı’daki son direniş noktasını, sabah saat 7.00 sularında sustururlar.
Bir gün içinde yeryüzünden silinen Hocalı kasabasında 613 kişi kurşunla öldürülmüş, 487 kişi yaralanmıştı. Öldürülenlerin 63’ü çocuk, 106’sı kadın, 70’i yaşlı; yaralananların ise 76’sı çocuktu. Kasabadaki 8 aile tamamen mahvedilmiş, 25 çocuk her iki ebeveynini, 130 çocuk ebeveynlerinden birini kaybetmiştir. 1.275 Hocalılı esir alınmış, 150 Hocalılı kaybolmuştur. 
1 Nisan 1992’de yapılan hesaplamalara göre devletin ve halkın emlakına, 5 milyar ruble değerinde zarar verilmiştir.

Azerbaycan’ın Resmî Yalanları

Ertesi gün Hocalı’dan kaçmayı başaranların bazıları, Ağdam şehrine gelerek gece yaşanan faciayı anlatır. Azerbaycan resmî makamları ise Hocalı’da çatışmalar olduğu, iki üç kişinin öldüğü ve yaralandığı haberini verir. Hükûmetin bu yalan haberi, halkı çok öfkelendirir. Ülkeyi bir karışıklık sarar. Azerbaycan yönetilmez hâle gelir.

Azerbaycan Halk Cephesi aktivistlerinin yardımıyla bağımsız gazeteci ve kameramanlar, hayatlarını tehlikeye atarak Ermenilerin gözetimi altında olan bölgeye girerek orada yaşanan facia hakkında bilgi alır ve dünyaya ilan eder. Bunun yanı sıra, dağda kalmış, bozulmuş mevtaların bazılarını da Azerbaycan toprağına getirerek Ağdam şehrinde defnederler.


Rusya’daki "Memorial" Hukuk Savunma Merkezinin Hizmeti

 

Dünyanın çeşitli bilgi ajanlarının temsilcileri, Hocalı faciası hakkındaki gerçekleri yaymaya çalışır. Bu işte, Rusya’daki "Memorial Hukuk Savunma Merkezi”nin hizmeti daha çok olmuştur. Onlar, Rusya’dan geldiklerine göre hem Dağlık Karabağ’ın Ermeni silahlı birleşmeleri hem 366. Motorlu Atıcı Alayın asker ve subayları hem de Azerbaycan’daki Hocalı göçkünleri arasında daha serbest davranıyorlardı. Azerbaycan hukuk savunma organlarının, bu katliamla ilgili işlem başlatmaya cesaret etmedikleri bir zamanda, "Memorial Hukuk Savunma Merkezi” geniş bir rapor hazırlamıştır. Raporda şunlar yazmaktadır:

Şehirde azgın, hiç bir şekilde önü alınamayan soygunculuğun şahidi olduk. Şehirde kalan emlak, Stepanakert ve yakınlarda yaşayan nüfus tarafından taşınmıştır. Çoğu evlerin kapılarında, onların yeni sahiplerinin isimleri yazılmıştı.

Esirlerin geçici olarak tutulduğu koğuşun reisi binbaşı Haçaturyan, onlarla bir kaç dakikalığına bile yalnız konuşmamıza izin vermedi…

Memorial Hukuk Savunma Merkezi, Hocalı’ya saldırı zamanı Ermeni silahlı çetelerinin sivil insanlara karşı hareketlerinin Cenevre Sözleşmesi’ne, aynı zamanda Genel Dünya İnsan Hakları Beyannamesi’nin (BMT’nin Baş Assamblesi, 10.12.1948 tarihinde kabul etmiştir.) aşağıdaki maddelerine açık bir şekilde aykırı olduğunu onaylamaktadır:

Madde 2. Her bir şahıs dilinden, dininden, milliyetinden ve diğer sebepten, ayırt edilmeksizin bu Beyanname’de tespit olunmuş bütün hukuk ve hürriyetlere sahip olmalıdır.
Madde 3. Herkesin yaşama, hürriyet ve kişisel dokunulmazlık hakkı vardır.
Madde 5. İnsan onurunu alçaltan, insanlık dışı ve gaddar hareketler yasaktır.
Madde 9. Başına buyruk hapisler, tutuklamalar ve kovulmalar yasaktır.
Madde 17. Her bir insanın emlak sahibi olma hakkı vardır ve insanın emlaktan başınabuyruk mahrum edilmesi yasaktır

Silahlı çetelerin hareketleri olağanüstü durumlarda ve askerî çatışmalar zamanı kadınların ve çocukların savunması Beyannamesine (BMT-nin Baş Assambleyası 14.12.1974 senesinde kabul etmişdir) tam terstir.

Hocalı soykırımında yer almış Ermenilerin ve onların yardımcılarının hareketleri insan haklarının açıkça taciz edilmesi, uluslararası hukuki anlaşmaların – Cenevre Anlaşması, Dünya İnsan Hakları Beyannamesi, vatandaş ve siyasi hukuklar hakkında uluslararası anlaşma, olağanüstü durumlarda ve askerî çatışmalar zamanı kadın ve çocukların korunması beyannamesine uyulmamıştır.”.

 

Ermeni Yazar ve Gazetecilerin Hocalı Faciası Hakkında Yazdıkları

 

Bazı Ermeni yazar ve gazeteciler, bu utanç verici facia hakkında gururlanarak kitap yazıp yayımlamışlar. Karabağ olaylarında yer almış, Ermenilerin en çok sevdiği fikir babalarından biri, yazar ve şair Zori Balayan, "Ruhumuzun Canlanması" adlı kitabında, 26 Şubat 1992’de Hocalı’da yaptıkları soykırım hakkında şöyle yazıyor:

"Biz Haçatur’la ele geçirdiğimiz eve girerken askerlerimiz, 13 yaşındaki bir Türk çocuğunu pencereye mıhlamışlardı. Türk çocuğunun çok fazla ses çıkarmaması için Haçatur, çocuğun annesinin kesilmiş göğsünü onun ağzına tıkadı. Daha sonra 13 yaşındaki Türk’ün başından, göğsünden ve karnından derisini yüzdüm. Saate baktım, Türk çocuğu 7 dakika sonra kan kaybından vefat etti. Ruhum sevinçten gururlandı. Haçatur, daha sonra, ölmüş Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı ve bu Türk’le aynı kökten olan itlere attı. Akşam aynı şeyi 3 Türk çocuğuna daha yaptık. Ben bir Ermeni olarak kendi vazifemi yerine getirdim. Biliyordum ki, her bir Ermeni bizim hareketlerimizle gurur duyacak.".

Başka bir Ermeni yazarı, Livan’da yaşayan yazar-gazeteci David Herdiyan, Hocalı’da Ermenilerin Azerbaycan Türklerinin başına açtıkları musibetleri "Haç Uğrunda" adlı kitabında gururla anlatır. "Haç Uğrunda" adlı kitabının 19-76. sayfalarında Hocalı soykırımını anlatıyor:
"Sabahın ayazında biz Daşbulag yakınlarındaki bataklıktan geçmek için ölülerden köprü yapmamız gerekti. Ben ölülerin üstüne gitmek istemedim. Bunu gören Yarbay Ohanyan bana korkmamamı işaret etti. Ben ayağımı 9-11 yaşlarındaki kız çocuğunun cesedinin göğsüne basarak adımlamağa başladım.
Benim ayaklarım ve pantolonum kan içinde idi. Ve ben böylelikle 1.200 cesedin üzerinden geçtim".

"Martın 2’sinde "Gaflan" Ermeni grubu (mevtaları yakmakla meşguldü) 2.000’e yakın alçak mongolun (Türklerin) cesetlerini toplayıp ayrı ayrı parçalarla Hocalının 1 km yakınında yaktı. Sonuncu yüklü arabada ben başından ve kollarından yaralanmış tahminen 10 yaşında bir kız çocuğunu gördüm. Dikkatlice baktım ve çocuğun nefes alıp verdiğini gördüm. Soğuk, açlık ve ağır yaralanmasına rağmen o hâlen yaşıyordu. Ölümle savaşan bu çocuğun gözlerini ben asla unutmayacağım. Sonra Tigranyan soyisimli bir asker onun kulaklarından tutup üzerine mazot dökülmüş cesetlerin içerisine attı. Daha sonra onları yaktılar. Ateşten ağlama ve imdat sesleri geliyordu.".

Hocalı Faciasının Azerbaycan’daki Yankıları

Hocalı faciasından sonra halk, Azerbaycan’ın her yerinde ayaklandı. Vatandaşlarını koruyamayan, halka facia hakkında yanlış bilgi veren geçmiş Azerbaycan Komunist Partisi Merkezî Komitesinin birinci sekreteri, Cumhurbaşkanı Ayaz Mütellibov’u istifasını vermeye mecbur etti. Anayasa’ya uygun olarak Cumhurbaşkanı’nın görevini Azerbaycan Millî Meclisi’nin başkanı Yakup Memmedov kendi üzerine aldı. Politikadan uzak olan, halk arasında pek de nüfuzu olmayan, bir süreliğine Azerbaycan Tıp Üniversitesinde yöneticilik yapmış Yakup Memmedov, 8 Mayıs 1992’de Ermenistan yöneticileriyle görüşmek için Tahran’a davet edildi.
Görüşmeler yapılırken Sovyet Silahlı güçlerinin yardımı ile Artsah’ın Millî Bağımsızlık Ordusu (AMAO) Şuşa şehri üzerine saldırıya geçti. Yardım alamayan şehir, kısa bir sürede çok kayıp vererek boşaltıldı. Az sonra da Ermenistan’la Dağlık Karabağ arasındaki Laçin, Ermeniler tarafından işgal edildi. Böylelikle Ermenistan’dan Dağlık Karabağ’a gelen anayolu açılmış oldu. Bu da sonraki yıllarda sadece Dağlık Karabağ’ın değil bütünüyle Karabağ’ın Ermeniler tarafından işgaline yol açtı.

Hocalı Faciasından Sonra Azerbaycan’ın Durumu
SSCB’de nüfuz sahibi sayılan, Sovyet İKP Siyasi Bürosunun üyesi ve SSCB Nazirler Sovyetinin başkanı olan Haydar Aliyev, kanun değişikliğiyle 1993 senesinde hükûmete getirilse de Ermenilerin Karabağ’ı işgalini önleyemedi. Haydar Aliyev, hükûmete geldikten sonra Karabağ’da alınmaz kale olarak hesab edilen Ağdam, Gubadlı, Ağdere, Cebrail, Zengilan illeri ve Fuzuli ilinin bir kısmı Rusya’nın tahrikiyle Ermeniler tarafından işgal edildi. 1994 senesinde Ermenistan’la Azerbaycan arasında geçici ateşkes ilan edildi. Ermenistan’la Azerbaycan arasındaki savaşa son vermek için ATET’nin Minsk Grubu denilen bir kurum oluşturuldu. 20 senedir bu kurum taraflar arasında görüşmeler yapsa da Ermenistan topraklarında olan Rusya askerî oyunlarına dayanarak Azerbaycan’ın işgal edilmiş torpaklarının yüzde 20’sinin bir karışını dahi boşaltmamış. Bölgeden göçmüş bir milyona yakın nüfus ise uluslararası teşkilatların onları kendi evlerine geri yollayacağı ümidiyle hâlâ beklemektedir.

 

Sonuç


Şöyle bir soru çıkıyor ki neden Hocalı soykırımının üzerinden 22 yıl geçmesine, cinayetin açıkça ortada olmasına rağmen Azerbaycan hükûmeti hâlâ suçluları uluslararası mahkemeye vermemiş, sadece her sene Hocalı faciası zamanı dünyanın çeşitli yerlerinde düzenlenen sergilerle, toplantılarla, kınamalarla yetiniyor?

Sebebi, Sovyetler Birliği’nin varisi olan Rusya Federasyonu’nun hâlâ dünyada egemen güçlerden olmasıdır. Gazetelerin haber ajansları, Hocalı’da yapılan soykırım hakkında haber yaydıkları zaman Azerbaycan hükûmeti susuyor, hukuk organlarının çalışanları olayla alakalı cinayet soruşturması yapmaktan korkuyorlardı. Onlar Artsah’ın Millî Bağımsızlık Ordusu (AMAO) denilen çetenin silahlarını ve askerî malzemelerini yapan fabrikanın Ermenistan’da olmadığını çok iyi biliyorlardı. Onların hepsi Sovyet ordusunda kullanılan silah ve askeri malzemeydi. Sovyet ordusunun 366. Motorlu Atıcı Alayı da emir almadan Hocalı’ya baskında yer alamazdı. Herkes, Artsah’ın Millî Bağımsızlık Ordusu (AMAO) denilen çeteyi silahlandıran, askerî malzemeyi temin eden ve 366. Motorlu Atıcı Alayı’na saldırıda yer alma emrini veren yüksek rütbeli Sovyet askerlerinin olduğunu açıkça bilmektedir. Onlar da hükûmet yöneticilerinin haberi olmadan hiç bir zaman böyle bir katliamı yapamazlardı.

Olaydan 22 sene geçmesine rağmen Azerbaycan resmî kurumları bırak uluslararası mahkemeye başvurmayı, bu işte Rusya’nın parmağı olduğunu dahi dile getirmiyorlar. Çünkü onlar hiçbir uluslararası kanuna uymayan Rusya’nın çeşitli bahanelerle Azerbaycan’ı cezalandıracağını çok iyi biliyorlar. Buna onun yeterince gücü var. Hazar Denizi’ndeki askerî deniz donanması sadece Azerbaycan’ın petrol, gaz ve yük taşıyan gemilerini, denizdeki gaz ve petrol yataklarını mahvetmekle kalmaz, hatta sahil boyu şehir ve kasabaları da top ve roketlerle dağıtırlar. Bu da yalnız Azerbaycan’a değil, hem de Hazar’daki petrol ve gazı çok ucuz fiyata sömüren ABD, Büyük Britanya, Fransa vb. ülkelerin şirketlerine ağır darbe olur.
Rusya’nın Ermenistan’da güçlü askerî üssü var. Bu üs, yalnızca Azerbaycan’ı değil, Yakın ve Orta Doğu ülkelerini tehdit içindir. Azerbaycan hükûmeti, Rusya’yı memnun etmeyen herhangi bir adımı atarsa Ermenistan’la Azerbaycan arasında her gün yaşanan sınır çatışmalarını kışkırtmakla onu savaşa dönüştürebilir. Bu savaşta da Rus askerleri Ermenistan ordusu adı altında Hazar Denizi’nden Karadeniz’e doğru giden demiryolunun, anayolun, petrol ve gaz borularının, iletişim kablolarının geçtiği bölgeyi nezaret altına alabilir. Böylece Avrupa ülkelerinin sadece Azerbaycan’dan, hatta Türkistan’dan zorla aldığı servetleri kesebilir.
Bunun için de ister ABD isterse Avrupa devletleri bölgede böyle bir savaşın olmasını, onların gelir kaynaklarının kesilmesini istemez. Bütün güçleriyle, anlaşmazlıkların görüşmeler yoluyla halledilmesini istediklerini belirtirler. Rusya’nın kendisi de Azerbaycan’la Ermenistan arasında savaş çıkmasına istekli değil. Çünkü Azerbaycan petrolden, gazdan elde ettiği gelirin büyük bir kısmını Rusya’dan silah ve askerî malzeme almaya harcıyor. Savaş başlarsa Rusya Ermenistan’ın tarafında durduğu için Azerbaycan ondan silah almaz.
Hocalı soykırımı gerçekleşse de Azerbaycan topraklarının yüzde 20’si işgal altında olsa da ülkede bir milyona yakın insan kaçkın gibi yaşasa da dünyanın sömürgeci devletleri kendi yararları namına bölgede silahlı çatışmalar olmasını istemiyor. Azerbaycan’ın da onlara karşı durabilecek askerî ve ekonomik gücü yok. Yabancı şirketlerin de Hazar petrolünden ve gazından elde ettikleri büyük gelirden Azerbaycan’a ayırdığı küçük payın büyük kısmını ise rüşvetçi memurlar talan ediyor, onların şımarık evlatları eğlencede çatır çatır yiyor.

 

Çap olundu: Hocali faciasi ve onun etkisi, “Türk yurdu” dergisi, 2014, Şubat, sayş 318, sah.41-46.

 

http://www.turkyurdu.com.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=686:hocali-faciasi-ve-onun-etkisi&catid=191&Itemid=195

 

 

Reklam
 
Sayğac
 
Flag Counter
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=